Bir Patika Koşusu (The North Face Kapadokya Ultramaratonu)

Patika koşularını severim her zaman,  tabii bu 2012 yılında ön çapraz bağımı koparıp ameliyat olduktan sonra sevgi yerine özleme dönüştü. 2013 yılında tekrar hafif hafif spora başladım. Doktorum uzun düz koşulardan vazgeçmeyeceğimi anlayınca bari patika koşma diyerek şiddetle uyarıyordu. Uzun süre patikalarda koşmayarak sözünü dinledim.

Ancak Ankara Koşuyor ile koşmaya başladıktan sonra ekibin patika koşularından büyük keyif alması ve patika koşu yarışlarına katılma isteği beni de yasak elmaya doğru itti. İlk olarak son anda karar verip gittiğim Sapanca ultramaratonunu (50k) koştum ve ardından Frig ultramaratonuna 42 km ye kayıt yaptırarak 29.km de yarışı bıraktığım patika koşularını geride bıraktım. Bu organizasyonlar ayrı bir yazı konusu tabii.

İstanbul Maratonuna hazırlanırken Sevgili Akınla takip ettiğimiz program da Frig Ultramaratonu ve Kapadokya Ultramaratonu birer antrenman olarak yerini almıştı zaten.  Her şey iyi gidiyor derken Akın’ın yarışa 10 gün kala yaşadığı talihsiz olay ile sakatlanması ve tekrar doktorumun patika bari koşma tavsiyeleri iyice kafamı karıştırmıştı. Yaramaz çocuklar gibi söz dinleyip dinlememekte karasızdım.

5 Ay önceden bu yarış için konaklama planlaması yapılmıştı. Gene ailecek yarışa gidecektim. Çocuklarımın yarış izlemesi ve sporun havasını solumasını çok istiyordum. Organizasyonda yer alan çocuk yarışı da evdeki ufaklıkları heyecanlandırıyordu. Özellikle kızım (5 yaş) ben koşarım hepsini de geçerim diye ayrı bir hırsa kapılmıştı.

Kapalı bir havada geçen Ankara-Ürgüp yolculuğumuz sonunda direkt olarak kayıt işlemleri için kayıt merkezine gittik. İşin gerçeği kayıt yerini bulmak için Ürgüp’te biraz dolaştık. Ankara Koşuyor ve Koşu Kadını Ekibinden arkadaşlar da otele uğradıktan sonra buraya gelmişlerdi.

Kalabalık görünse de kayıt işlemleri oldukça kolay ve hızlı gerçekleşti. Daha sonra makarna ve yemek partisine geçtik ve bu alanda da organizasyon gayet olumlu puan aldı benden.  Hava soğuktu ama hazırlanan yemekler ortam ve sıcak içecek ikramları üşümemizi geciktirdi. Çocuklar da olunca fazla üşümesinler diye Otele, Göreme’ye gitmeye karar verdik.  1

Her yarıştan önce dikkat ettiğim gibi starta 2 saat kala kahvaltımı bitirmiştim. Ekipteki diğer arkadaşlar da benzer zamanlarda kahvaltılarını bitirdiler artık tek konu hava raporunun önceden söylediği yağmurun başlamasıydı. Ne giyilmesi gerektiği en hararetli konuydu.  Ben yarış alanına kadar sıcak kalmak için eşofman, sweatshirt ve yağmurlukla kaldım ve starta 5-10 dk kalana kadar bunları çıkarmadım. Yarışı ise nasıl olsa her hâlükârda ıslanacağımı düşünerek iki kat tshirt ve taytımla koşmayı düşünüyordum. Yağmur dindikten sonra kurumaları kolay olacaktı. Ama gene de sırt çantama yedek tshirt ve rüzgarlığımı da koymuştum. Trail koşuları için çok uygun bir çanta olmasa da (aslında bisikletçiler için) kullandığım çantanın ayrı bir yağmur kılıfının olması ve tüm koşu boyunca içine 1 gr su almaması bu çantayı ayrıca sevmemi sağladı.

2

Bu yarışta 30k kaydım vardı. Ama aslında 36 km koşacaktık. Start zamanı yaklaştıkça yağmur iyice şiddetini arttırmıştı, nedense yağmuru çok severim. İşte benim havam buydu. Kullandığım ve açıkçası  çok para vermemek için diğer markalara göre çok ucuza aldığım patika ayakkabılarımın su geçirmez oluşu dere yatağına dönen Ürgüp sokaklarında koşarken gayet kuru kalmamı sağladı. Start verildiğinde ekip olarak oldukça gerilerdeydik. İnsanlar ayaklarının ıslanmaması, için akan suların üzerinden hoplayıp zıplarken ben normal bir şekilde koşuyordum.

Yarış startı, koşu startından daha çok yürüyüş startına benzemişti. Hatta bir ara ‘neden yürüyorsunuz koşsanıza’ diye seslendim insanlara. İnsanlar ayakları su almasın diye ayrı bir efor harcıyorlardı. Sanki 500 m sonra kuru biryerleri kalacaktıJ. İnsanların arasından kıvrıla kıvrıla onların ıslak çamur diye basmadıkları boşlukları kullanarak bir tempo yakaladım. Ürgüp’ten çıkıp Ortahisar’a varana kadar düşündüğüm tek şey bu koşunun bir antrenman koşusu olduğu fazla zorlamadan ve sakatlanmadan koşuyu bitirmem gerektiğiydi. Kulağımda mp3 çalarım ile kah birilerini geçerek kah birileri beni geçerek koştum.

Ortahisar’a az kaldı derken bir köpek peşime takıldı. Benimle beraber koşuyordu, aslında köpeklerden korkarım ama bu hayvancağızın da koşası gelmişti demek. Benimle birlikte 2-3 km kadar koştu.

Köpek gitti derken, Ortahisar’dan çıkıp tekrar patikaya dönmek için indiğimiz merdivenler den sonra bir patika koşucusunun yapmaması gereken hatayı yaptım. İşaretlemeleri takip etmek yerine önümdeki insanları takip etmeye başlamıştım. Olmaz demeyin oldu ve 5-6 kişilik bir grup olarak bir yol ayrımına geldik ve burada hiç işaretleme yoktu.  Burada ifade etmeliyim ki İşaretlemeler 30k parkuru için son derece görünür ve iyiydi.

Herkes kendinden emin bir şekilde ‘nasıl olur organizasyon böyle bir yerde işaretleme yapmaz’ diye söyleniyordu. Durmuştuk. Hemen saatime önceden yüklediğim güzergahı açmak geldi. Kullanacağım hiç aklıma gelmezdi.  Saat bize bir yol gösteriyordu ama doğru yol vadilerin birbirine paralel olmasından dolayı hangisiydi seçemedim. Üç kişi bana uydu birkaç kişi geri döndü . Yaklaşık 600m sonra GPS li saat kendine geldi ve evet bizde geri dönmeliydik. Ben ne olur olmaz diye diğer yolu da kontrol ettim, bir işaretleme göremedim ve diğer arkadaş da bana seslenerek işaretlemeleri bulduğunu söyledi.

Bu hata saatime göre 1,5-2 km fazladan koşmama neden oldu, süre olarak da 10-12 dakika bir kayıp olacaktı. Tabi Doğru yolu bulabilmek için harcadığım efor da cabası . Olan olmuştu. Ama asıl sıkıntı bundan sonra yolun çoğunlukla tek kişilik olması ve benim kaybolduğum süre içinde benden yavaş olan kişilerin önüme geçmesiydi. Geçiş yapabileceğim yerleri sabırla beklemekten başka şansım yoktu.  Bizden önce koşan insanların da etkisiyle parkur vıcık vıcık çamur olmuştu. Önümdeki herkes kayıyordu ama ben bu ayakkabılarla son derece rahattım. Fiyat performansta tam puan aldı bu ayakkabı.

3

Bu düşüncelerle İbrahimpaşa Köyü’ne gelmek çok kolay oldu. Buradaki İstasyona vardığımda yağmur etkisini iyice azaltmıştı. Bazı kişiler kıyafetlerini değiştiriyorlardı.

İstasyonlarda durmayı çok sevmem ama bu sefer farklı davranıp bir kola içip bir dilim kek yedim ve yarışa döndüm.  Hava ısınacak gibi duruyordu.

Yarışın bundan sonraki kısmı en zorlu bölümüydü esas tırmanışlar bundan sonra başlıyordu. Çok sıkıcı ve yıpratıcı olacağını düşünüyordum. Ama tırmanış bölümünü ne zaman geçtim hatırlamıyorum. Şiir gibi gidiyorduk. Zaman zaman yürüyüp zaman zaman koşarak bu bölümü geçmiştim. Artık benzer hızlarda sporcularla birlikte gidiyorduk. Tırmanışa başlarken geçmek için hedef koyduğum 8 kişilik grubu ancak iniş kısmına geldiğimde yakalayabildim. Tekrar tek kişilik bir patikadaydık, oyun parkındaymış hissi veren bu bölümde gene birilerini geçmek zordu.  İniş kısmı dizlerime yük getirmişti, bu kısımda riske girmek istemedim ne de olsa dizim ameliyatlıydı.

Artık Göreme’yi yukarıdan gören bir tepeninin üstünden bakıyordum. Aşağıda bizden önde gidenleri görmek biraz moralimi bozsa da yanımdaki sporcuların nefesleri ve kendi aralarındaki yorgunluk sohbetleri beni kendime getirdi. Zor kısmı geçmiştim ve kendimi iyi hissediyordum.

Göreme kontrol istasyonuna gelirken eşim ve çocukların beni orada beklediklerini gördüm. Tanıdık birilerinin sizi desteklemesi gibi yok. Bu istasyonda daha kısa kaldım biraz kola, bir dilim kek. ‘Aaa muz da varmış onu da yanıma alayım.’

4

Oğlum istasyonda yanımdaydı, bir enerji öpücüğü aldım ve yarışa döndüm.

Artık çok fazla bir mesafe kalmamıştı bana göre, yarısından çoğu bitmişti birkere,  rahat bir tempo yakaladım ve koşmaya devam ettim. Ancak, bu bölüm deki çıkışlar ve inişler daha yıpratıcı olmuştu. Birileri beni geçmek için uğraşıyor ben izin vermemeye çalışıyordum, antrenman bitmiş yarışa dönmüştüm.

Yaklaşık 26. km lerde, 60 km için erkenden start alan Betül’ü gördüm, o da 40. km’sindeymiş. Çok kısa Selamlaştık. Buradan sonra biraz sıkılmaya ve yorulmaya başladım derken yeni bir vadiye girdik. İş tekrar keyifli bir hale dönüştü. Ama özellikle merdivenleri tırmanma kısmı can yakıcıydı gene de keyifle gidiyordum.

Bu zamana kadar, ne kadarlık bir fazla mesafe koştuğumu düşünmemiştim aslında ama bundan sonra ne kadar mesafe kaldığını merak etmiştim. Yolumu bulduktan sonra kapattığım saatteki navigasyon özeliğini tekrar açtım ve ne kadar mesafem kaldığını gördüm.  Daha 8 km vardı. Bi an çokmuş gibi geldi.

Ama uzun koşularda sıkıldığımda hep bir oyun kurarım kafam da yeni oyun arkamdan gelen bir yabancı çiftti. Bu kadın ve erkek yokuş tırmanırken benim gibi yürümüyorlar koşuyorlar beni yakalıyorlar geçiyorlardı, bana göre uygun yer gördüğümde koşuyordum ve bu çifti kolayca geçiyordum. Son 4 km ye girdiğimde artık yürümemeyi düşündüm ve bu çift sayesinde ayrı bir motivasyonla koştum.

Tekrar Ürgüp’e dönmüştük önümde arkamda yakın kimse kalmamıştı.

Ve yarış bitti. Saatim 38 km koştuğumu söylüyordu.

5

Organizasyondan finisher madalyamı aldım. Eşim ve çocuklar ortalarda yoktu. Yemek için bişeyler aldım. Başlangıç-Bitiş alanındaki bir banka oturdum. Tam karşımda Eşim ve çocukları gördüm, seslendim. Onlar da yolu kaybetmişler finishe yetişememişler.

Bundan sonra güzel bir masaj çok iyi geldi.  Daha sonra Ankara Koşuyor ve Koşu Kadınlarını beklemeye başladık. Bu arada koşmaktan son anda vazgeçen Koşukadını Dilara, benim Genel sıralamada 27. olduğumu söyledi. Açıkcası çok şaşırmıştım, keşke kaybolmasaydım dedim içimden. Resmi Sonuçta 4:21  lik zamanla Genel sıralamada 34, yaş sıralamasında 21. olmuşum.

6

Sırayla Ankara Koşuyor ve Koşu Kadınları geliyordu. Çağlar, Cantekin, Ayla, İlyas geldi.

En sonunda ekip hep birlikte geldi. Anıl, Armağan, Sercan, Kubilay, Mete, Sevgi, Gökhan Gül.  Toplu olarak koşarak benden daha çok eğlenmişlerdi ve birlikte ele ele anlamlı bir şekilde bitiş çizgisinden geçtiler.7

Organizasyon benden son derece olumlu notlar aldı. Başlangıç, kontrol noktaları, işaretlemeler, bitiş gayet güzel ve yeterliydi. Belki kötü niyetli kişileri engellemek için ikramsız kontrol noktaları düşünülebilir.

Ertesi sabah ise tekrar bu alana çocuk koşusu için döndük. Kayıt yaptırmamıza rağmen oğlum koşmak istemiyordu, zorlamadım. Ama kızım biran önce yarışa başlamak istiyordu. En küçüklerden biri olduğu için en ön sıraya aldılar. Yarış başladığında güzel bir fotoğraf karesi yakalarım diye sevindim ama start verildiğinde arkadaki çocuklar deyim yerindeyse öndekileri ezip geçti. Eyvah derken kızımı gördüm. Hırsla koşuyordu. 400 m olması gereken 1 turluk yarışı diğer çocuklar gibi 2 tur atarak bitirdi. Kendi ifadesiyle 2 kere düşmüş. Yılmadan koşuyu tamamladığı için kızımla gurur duydum.8

Bir koşu yarışı da böyle güzel anılarla geçip gitti. Eğlenceli olduğu kadar tehlikeli de olan bu parkurda kazasız belasız, sakatlanmadan koşmak ve tüm zorluklara rağmen yarışı tamamlamak en büyük keyif.

Tüm ekibe Teşekkürler

Resmi destekçilerim eşim kızım ve oğluma özel Teşekkürler.

.. Tolga ..

Reklamlar

Bir Patika Koşusu (The North Face Kapadokya Ultramaratonu)” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s