İstanbul Yarı Maratonu 2015

Önsöz
Koşu hikâyemin başlangıcı ve bu yarışta yaşadıklarımdan söz etmeden önce size kısaca kendimden bahsetmek istiyorum. Tiyatrodan, yani oyunculuktan kazandığım mesleğimden hariç, hayatımın son on yılında bireysel ve ferdi olarak birçok spor branşıyla profesyonel ve lisanlı olarak uğraştım. Eskrim, binicilik, atıcılık, su sporları ve dönemsel birçok dövüş sporları çalıştım. Son beş yıldır da lisanslı olarak kickboks ve thaibox yapmaktayım. Yaptığım ve yapılan bütün spor branşlarında “koşmak en önemli eylemdir her sporcu için”.

2015-04-28 10.38.56

Hayatımı bir sporcu gibi yaşamaya başladığımdan beri hangi spor dalıyla uğraştıysam program yapmadan koşuyordum aslında. Program yapmaktan kastettiğim süre, tempo vs planlaması içinde koşmak. Ama geçtiğimiz 2014 Aralık ayında tanıştığım kalbinde koşu sevdalısı “Ankara Koşuyor” ve “Koşu Kadını” gruplarının kalbi el ele koşarken çarpan “koşu kardeşlerim” ile başladı atletizm hikâyem.

İşim nedeniyle çoğu zaman ayrı kalıp antrenman yapsam da birlikte gittiğimiz ve gideceğimiz her yeni yarıştan dönerken bir önceki koşumuza göre birlikte her geçen yarışta birbirimize bir şeyler kattığımızı görmek motive ediyor. Galiba saatlerce birlikte koşup döktüğümüz terlerin karşılığında aldığımız hazzı ve mutluluğu hiçbir şeye değişmem, değişmeyiz de!

 

2015 İstanbul Yarı Maratonu
İstanbul Yarı Maratonu’na nasıl hazırlandığıma… En son Antalya’ da koştuğumdan bu zamana, bu yarış benim için yaza girmeden yarış takvimimdeki kendimi kanıtlayacağım son yarıştı. Antalya’da olduğu gibi bu yarışta da 10K koşacaktım. Haftanın altı günü akşam kickboks antrenmanlarımın yanı sıra ve gündüz iş hayatımın dışında koşuya nasıl mı zaman ayırdım? Bahaneler üretmeyi hiçbir zaman sevmedim çözüm ve çıkış yolları aradım ve aramaya devam edeceğim. Haftanın dört günü sabah 6 da kalkıp koşuyorum. Vücudumun ne kadar saat dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu biliyorum ve gereğinden fazla uyumayı sevemedim bir türlü. Tabii ki hayatımda bazı şeylerden fedakârlık yapıyorum ama insanların uyuduğu saatte hedeflerim için ayırmam gereken ne kadar saat varsa daha fazla fedakârlık yapıp kendimi antrenman yapmak için sokağa atıyorum, emeğimin karşılığını alabilmek için. Şerif İzgören’in çok sevdiğim bir lafı vardır: “Bedava peynir sadece peynir kapanında olur”.

İstanbul Yarı Maratonu’ndan bir hafta önce sakatlandım ve bir hafta hiçbir şey yapamadım. Hayatımın en uzun bir haftasıydı diyebilirim. Beynimin içinde tek bir cümle dönüyordu: “Yarışa girebilecek miyim?” Yarıştan üç gün önce acı çeksem de kendimi yoklamam gerekiyordu. Yavaş tempoda koşarken acı çekiyordum ama bir karar aldım ve yarışa ne olursa olsun girecektim.

Beynimin içinde dönen soru işaretleri, bacağımdaki sakatlığın verdiği acıyla kendimi başlangıç çizgisinde, kendi içimde bu yarışı sakatlığımı da düşünerek hedeflediğim sürede bitireceğime odaklanmıştım. Etrafımda uğultudan başka bir şey duymuyordum ve sadece gözümün görebildiği son noktaya odaklanmıştım.

Start verildi ve ilk 3 km her şey yolunda gibiydi. Bedenimi dinlememeye çalışıyordum. Ama bacağımdaki kasılma her geçen metrede daha da artıyor ve bir an kapaklanıp yığılacakmışım gibi geliyordu. Bu düşüncelere dalıp kendimle savaşırken geçtiğimiz İstanbul Maratonu’nda 37. Km de bacağıma kramp girdiğinde beni yerden kaldırıp yarışı bitirebilmemi sağlayan Rukiye ablanın sözleri kulağımda çınlıyordu.

2015-04-28 10.38.25

Ve 4Km’yi geride bırakmıştım gözümün gördüğü son noktaya odaklanıp hızımın düştüğü anda içimden “düşme daha da hızlan Gurur” diyordum kendi kendime. Hızım, beynim ve kontrol altında tutmaya çalıştığım bacaklarıma 5 ve 6. Km’lerde çevredekilerin bizleri alkışlamasıyla yaşadıklarımı unutmuş ve yüzümde tebessümle saatime baktığımda daha da hızlandığımı fark etmiştim.

Koşu parkurunun çevresinde çevreden birilerini gördüğümde motive oluyorum ve bu bence çok güzel bir şey. Eğer bir gün koşu organizasyonlarının içinde yönetici olarak yer alırsam çizilecek olan parkurun halkın yoğun olduğu, şehrin işlek sokaklarından geçirilmesini sağlayacağım.

 

gurur

Yarışı bitirmeme son 1,5 km kala hızımı biraz daha arttırmıştım ve artık acılarımı ve soru işaretlerimi geride bırakıp yarışın sonuna doğru adım adım yaklaşıyordum. Her bitiş çizgisini gördüğümde yaşadığım mutluluğu kelimelerle anlatamam yaşadığım mutluluğu yüzümde görebilirsiniz sadece ama bu sefer bitiş çizgisini geçtiğimde artık gözlerimin kayışı kopmuştu. Ve artık çeyrek maraton 43:27 gibi hedeflediğim bir sürede bitmişti…

 

Yarış Sonrası ve Organizasyon Hakkında

Aslında maraton bir yarış değil kardeşlikmiş. Öyle gördüm, öyle dostluklar kazandım. Yarış olmasa da insan ne olursa olsun o listede hak ettiği sırada adını görmek istiyor. Satırlarca duygularımı ve düşüncelerimi yazabilirim ama toparlayacak olursam yazımın sebebi Türkiye’nin en önemli koşu organizasyonlarından başında gelen Vodafone İstanbul Yarı Maratonu yapılan hatalar insanın hevesini kırıyor.

Vodafone ve Adidas gibi dünyanın en büyük markalarının içinde bulunduğu bu organizasyonda “katılım fazla olup yetmeme” gibi bir düşüncenin arkasına sığınılması ve geçmiş yıllardan kalan çanta verilmesi; çanta içinde sadece bir “ara öğün” ürünü ve geri kalanın reklam kâğıtlarından ibaret olmas, insanın fuar alanında yarışa karşı hevesini biraz kırıyor. Çünkü görünen o ki yarışa katkısı olan markaların “yarışçının hevesine ve emeğine” bizlerin organizasyona verdiği değerden daha önemsiz gibi görünmesi, sadece insanın kafasına takılan bir soru işareti olarak kalmıyor.

Fakat işin başka vahim tarafı ben yarışı 43 dakikada bitirdim ve başlangıçtan 1 saat 30 dakika sonra yine bitiş çizgisinde arkadaşlarımı yarı maratonu bitirmeleri için bekliyordum. Onları bitişte de elimde suyla karşılamak ve heyecanlarını birlikte yaşamak isterken, görevli arkadaşlar bitiş çizgisindeki suların tamamının bittiğini söyledi. Hangi yarışta görülmüştür bitiş çizgisinde suyun bittiği? Bu da yaşadığımız ilklerden oldu. Alanda su yok muydu? Vardı elbet bir yerlerde. Ama bitişte değildi ne yazık ki. Zaten yerinde olmayan suyun bize ne hayrı var der ve fazla üzerinde durmaya da gerek yoktur derim.

Dile getirmek istediğim bir başka konu daha var. Yarış alanının hemen yanında başka bir etkinliğin yapılması. Yapılmasına karşı değilim. Fakat bir birinden alakasız iki etkinliğin, birbirine tepkiden doğacak ciddi bir problem yaratabilme ihtimali yüksekken, aynı anda aynı saatte yapılması kasıtlı mı yoksa İstanbul’ da başka tahsis edilecek başka alan olmadığı için mi aynı saatte aynı yerler tahsis edilmiştir? Bu da kafamdaki bir diğer soru işaretidir.

Gözlemlediğim eksikler ve yarışa dair düşüncelerimi bir kenara bırakıp son olarak heyecanla yarış sonucumu beklerken ben ve birçok arkadaşımın sayaçların çiplerimizi okumaması yarış hakkında son olarak yaşadığım hüsrandır. Yarış ücretleri değişmezken çip maliyetinden kaçınmak için mi yoksa başka sebeplerden dolayı mı çiplerin göğüs numaralarında yapılması bilmiyorum ama birçok kişinin de yarışlarının sayılmaması yarışa bir daha katılmama düşüncesine kadar yol açan bir başka soru işaretidir benim için…

Son Söz

Her şeye rağmen el ele kalp kalbe gittiğimiz maratona hazırlık sürecinde ve yaşadığım sakatlık sürecinde bana desteklerini esirgemeyen Ankara Koşuyor ve Koşu Kadını ekiplerinin değerli koşu sevdalısı kardeşlerime gönülden teşekkür ederim. Nice birlikte el ele kalp kalbe sağlıklı bir şekilde dünyanın dört bir yanında birlikte yarışmak umuduyla.

gurur2

Sevgiyle…

Gurur Çiçekoğlu

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s